Deniz’li Günler I

Deniz kız neredeyse 16 aylık oldu, tembel anasıyla babası doğum hikayesinin üzerine tek satır yazamadı. Zaten doğum hikayesi de doğumdan 1 sene sonrasına ancak yetişebilmişti 🙂 🙂 🙂 Umarım bundan sonra yazılar daha sık gelir. Hadi bakalım Deniz’li günler serisini yazmaya başlayalım artık…

26 Ekim 2013… 2,5 kişi çıktığımız evimize 3 kişi döndük. Önce Deniz kıza evimizi tanıttık; bak burası odan, burası salonumuz, burası balkonumuz derken macera başladı. Dört şey var ki bizi çok zorluyor:

  1. Evimiz merkezi sistem ısınıyor ve havalar çok güzel gittiği için kaloriferler yanmıyor. Havalar ne kadar iyi olsa da bizim ev kuzey cepheye baktığından yenidoğan bir bebek için epey serin (veya o zamanlar bize öyle geliyor). Neyse ki önceden tedbirliyiz (tedbir bizim işimiz zaten :)), ısıtıcımız var bir tane. Deniz kızla odamıza onu takıyoruz ama bu sefer de tek bir odaya sıkışıp kalıyoruz. Her ne kadar hemen gidilip bir tane daha ısıtıcı alınsa da evin her yerinde kalorifer yanmasına benzemiyor  🙁
  2. Alt katımızda öyle bir tadilat var ki yer yerinden oynuyor. Şansa bakın, bu tadilat da bizim evin tadilatından uzun sürüyor. Deniz kız neredeyse hayatının ilk 1,5 ayını bu güm güm tadilat seslerinin arasında geçiriyor.
  3. “Bana birşey olmaz” dediğim lohusalık beni çok fena vuruyor. Doğum sonrası geçirdiğim zor saatler, kan değerlerimin çok düşmesi, Deniz kızın 7/24 kucağımda olması beni fiziksel olarak çok halsiz bırakıyor. Tüm bunlara karşın Deniz kız mutlu olsa yine problem yok ama kızımız mutsuz; hep ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor… Doymuyor diye hastanede mama veriyorlar, eve gelince de mamaya devam ediyoruz. Öyle çok ağlıyorum ki kızımı besleyemiyorum diye; öyle çok ağlıyorum ki O’nun yüzünü güldüremiyorum diye. “Kızıma yetemiyorum, O’na iyi bir anne olamıyorum” düşüncesi günden güne kemiriyor içimi. Kimseye söylememeye, göstermemeye çalışıyorum ama gözyaşlarım durmuyor; bazen içime akıyor, bazense koyveriyorum gidiyor…
  4. Deniz kızın anlayamadığımız bir sıkıntısı var ve sürekli ağlıyor. Doktorlar başta doymuyor dediler, sonra gazı var dediler, sonra kolik dediler, aylar sonra alerji dediler ama 16 ay sonra bile hala nedenini anlayamadığımız ve çare olamadığımız bir sıkıntısı vardı kızımızın.

İlk aylar çok ama çok zor geçiyor. Deniz kız ağladıkça her kafadan bir ses çıkıyor. Sen bunu kucağa alıştırmışsın diyenler, bunlar daha iyi günlerin diyenler, ayaklarını üşütüyor diyenler, aç bu çocuk aç diyenler, bu ne ki sen bir de diş çıkarırken gör diyenler; hep bir hengame ve bu hengamede kendi yolunu bulmaya çalışan bir anne baba…

Neredeyse 1,5 ay böyle geçip gidiyor; önce kaloriferler yanıyor, ardından alt katın gürültüsü bitiyor. Sonra el ayak çekiliyor, Deniz kızla başbaşa kalıyoruz ve bu bana da kızımıza da epey iyi geliyor. Doğum sonrası sıkıntılar geçiyor; birkaç kez biriken kanamayı vakumla alıyorlar ve yavaş yavaş gücümün geri geldiğini hissediyorum. Evet Deniz kız hala çok ama çok ağlıyor; hala uyurken de uyanıkken de bana yapışık yaşıyor ve bu yüzden tuvalete gidebilmek bile bir lüks oluyor ama evimizin dinginliği, fiziksel gücümün geri gelmesi işleri biraz daha kolaylaştırıyor. Ve yine o günlerde tuhaf bir deneyimle ilk annelik aydınlanmamı yaşıyorum:

Sakin olduğu bir anı bulup, Deniz kızı anakucağına oturtuyorum ve tırnaklarını kesiyorum. Neyse ki kuzucuk bana yardımcı oluyor ve gayet sakin duruyor tırnakları kesilirken, hiç de ağlamıyor. Tırnak kesme işi bittikten beş dakika sonra tulumuna biraz kan bulaştığını görüyorum ve fark ediyorum ki tırnağını biraz derin kesip kanatmışım. İçim öyle kötü oluyor ki, “ben ne yaptım böyle, çok özür dilerim kızım” diye sarılıyorum ve o anda çığlık çığlığa ağlamaya başlıyor Deniz kız. İşte o gün anlıyorum, “bebekler annenin paniğini hisseder; anne ne kadar rahat olursa bebek de o kadar rahat olur” sözlerinin anlamını. Eğer ben bunu keserken fark etseydim ve bu tepkiyi o anda verseydim muhtemelen “etini kestim, canı çok yandığı için ağlıyor” diye kahrolacaktım. Oysa ki canı yandığından değil, benim paniğimden korkup ağlıyordu. İşte o günden sonra olabildiğince, becerebildiğimce rahat olmaya çalıştım, panik yapmamaya çalıştım. Çok zaman beceremedim belki ama yine de bu kabullenme, hayatımızı çok kolaylaştırdı.

İkinci annelik aydınlanmamsa herkese kulaklarımı tıkamam oldu. Evet her bebek birbirinden farklıydı ve her bebeği en iyi kendi annesi babası tanırdı. Deniz kız, Büyük Deligille benim kızımızdı ve onu bizden daha iyi kimse tanıyamazdı. Dolayısıyla ne zaman ki sen bunu çok kucağa alıştırmışsın, bırak ağlasın, ağlar ağlar susar, bunlar daha iyi günlerin, asıl zorluk yürüdükten sonra, batır o emziği reçele bak nasıl alışıyor, pusete koy kesin uyur, sen bu çocuğu eve kapatmışsın alıştırmamışsın yabancılara vs sözlerine kulaklarımızı tıkadık, işte o zaman hayat daha da kolaylaştı.

Yine de Deniz kız hayatının ilk 1 yılında hep ağlayan bir bebek oldu; literatüre “Bilal’e anlatır gibi anlatmak” kavramıyla beraber “Deniz’in ağlaması gibi ağlamak” kavramını da sokmuş oldu. Bir sonraki yazı bu ağlamalar üzerine…

  • Göz göze
  • El ele ilk uyku
  • İlk banyo
  • İbiş
  • Büyük Deligil'in doğum günü
  • Emzik aldığı nadir anlar
  • İlk sokak deneyimi
  • Doktor kontrolü sonrası uykundan faydalanma
  • El ele
  • Göz göze
  • İlk gülüş
  • Üç Kişilik Deligiller Çetesi

Yazar hakkında

Küçük Deligil

Bir zamanların Dayı Gülriz’i, şimdinin Gulyiz’i… Asi ruhunun üzerine serilmiş anaç sütlaç halleri… Bazen çok karamsar, bazen çok pozitif; hem gezgin, hem evinin delisi; Seattle, deniz ve tiyatro sevdalısı bir garip Deligil

2 Yorum

Lütfen bir yorum bırakın
  • Hikayelerimiz ne kadar benziyormus bu aglama ve annelikte aydinlanma konusunda :)) Aynen ben de hala cozemedim neden agladigini, diger anneler aglama tonubdan bile neden agladigini anliyorlarmis ya, ben tamamen kaybolmus vaziyetteyim. Ama ben de sunu ogrendim, bazen sebepsiz de aglayabiliyorlar ve sebebi anne degil. Bunu ogrenmek onun aglamalarini dindirmedi ama en azindan beni rahatlatti 🙂 Bol gulucuklu gunler!

  • Ağlama konusunda Maya ve Deniz nasıl da benziyorlar birbirlerine 🙂 İlk zamanlar nasıl bunalırdım, insanlar çocuklarının ağlama tonundan aç mı altı mı kirli falan hepsini anlıyorlar diye. Hatta biz bir ara eşimle iyice kafayı sıyırmıştık, iphoneda galiba bir uygulama vardı. Çocuğun ağlama sesini analiz edip niçin ağladığını söylüyordu (aç, gazı var, altı kirli falan diye). O uygulamayı bile çokça çalıştırdığımız oldu. Gerçi bizimkinin ağlamaları için sürekli “bored” diyordu. Uygulama bile error verecek, o derece 🙂 Şimdi o anları hatırladıkça “ne kadar salakmışız” demekten alamıyorum kendimi 🙂

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Deligiller © 2014 Kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.

 
Bumerang - Yazarkafe